Bilgi

ALANYA

Binlerce yıllık tarihi, Akdeniz ve Anadolu kültürlerinin karışımından oluşan kültürü ve mimarisi ile Alanya, tatilini bu beldede geçirmek isteyenlere sayısız seçenekler sunar. 100 kilometreyi aşan sahilindeki eşsiz plajlarının yanısıra kent, tarihi yerleri ve doğası, Torosların eşsiz yaylaları, hoşlananlar için alternatifler sunuyor. Alanya’ya doğru rengi maviden turkuvaza dönüşen Akdeniz’den hemen sonra Batı Toroslar yükselir... Çam ve sedir ormanlarıyla, zirvelerden kopup gelen akarsularıyla, vadileriyle bambaşka bir dünya yaratır Toroslar... Kentin içi  nisan ayı ile birlikte portakallar çiçek açtığı zaman parfümle yıkanmış gibi olur; her mevsim rengarenk çiçekler yol kenarlarını süsler,  Mağaralar ise hem kara hem denizdedir; büyüleyicidir, gizemlidir, şifalıdır... Ve güneş, hayattır... Alanya güneşin gülümsediği yerdir
Geniş kumsallardan oluşan Alanya plajları, temizliğin uluslararası işareti olan Mavi Bayrak taşır. Kıyılarda rengi turkuaza dönüşen Akdeniz'in bu eşsiz kıyısında hava durgunsa, dipteki balıklar çıplak gözle görülebilir.
Alanya'da tipik bir Akdeniz iklimi hüküm sürmektedir. Özellikleri : Kışın yağışlı ve nemli yazın kurak ve sıcak olmasıdır. Doğu , kuzey ve batının yüksek dağlarla kaplı olması nedeniyle bu üç yönden gelen rüzgarlara kapalı durumda ve bu özelliği dünyanın dört bir yanında yetişen bitkilerin Alanya'da da yetiştirilebilmesine imkan sağlar.

Alanya ve çevresinde genelde seracılık yaygındır. Kışın dondurucu soğuğunda yetişmeyen sebze ve meyveleri Alanya çiftçileri yetiştirerek hemen hemen Türkiye'nin her yerine dağıtırlar. Turfanda sebze ve meyvelerinin yanı sıra muz da önemli bir gelir kaynağıdır. Alanya muzu, ülke çapında başlı başına bir markadır.

Tarihçe
Alanya, kuzeyinde Toros Dağları, güneyinde Akdeniz'in bulunduğu küçük bir yarımada üzerinde kurulmuştur. Antik çağda Pamfilya ve Kilikya arasındaki çizgide yer aldığı için bazen Pamfilya bazen de Kilikya olarak anılmıştır. İlçe Merkezinin kuzeydoğusundaki Bademağacı Köyü ile Oba Köyü arasında bulunan iskelet ve fosilleri, Alanya'nın tarihinin 'Karanlık Çağlar' olarak da sayılan 'Üst Paleolitik' (M.Ö.20,000 - 17,000) dönemine kadar uzanmakta olduğunun kanıtıdır.

Bölgenin ilk çağları ve Bizans dönemi hakkında fazla bilgi yoktur. Ünlü tarihçi Heredot'un yazdıklarına göre M.Ö. 1820'deki Truva Savaşı'nın ardından oradan dağılanların bir bölümü gelip buraya yerleşirken, çeşitli yerli kavimler de gelenlere ev sahipliği yaptı. M.Ö. 16'ncı yüzyılın ilk yarısında bu topraklara ayak basan Hititler ise 600 kadar insanı öldürüp, Kilikya ve Pamfilya'yı kendilerine bağlamışlardır. M.Ö. 224-188 yılları arasında bütün Kilikya, Büyük Antiocus tarafından istila edildiği halde, Coresium kuşatılmasının ve alınmasının zorluğu nedeniyle bağımsızlığını korumuştur.

M.S.7'nci yüzyılda Arap akınları sırasında kent savunması daha da önem kazanmış, akınlara karşı korunmak amacıyla kale yapımlarına öncelik verilmiştir. Bu nedenle Alanya ve çevresindeki pek çok kale ve kilise M.S.6 ve 7.yüzyıla tarihlenmektedir. Kentin bilinen en eski adı Korakesium'dur. Bizans döneminde ise Kalanoros ismi verilmiştir.
Anadolu Selçuklu hükümdarlarından 1. Alaaddin Keykubad (1200-1237), Alanya kalesinde hüküm süren ve hristiyan sülalelerinden olan Kyr Vart'ı 1221 yılında yenilgiye uğratarak Kaleyi ele geçirmiştir. Kyr Vart'ın kızıyla da evlenen Hükümdar, adını Alaiye olarak değiştirdiği kente bir de saray yaptırmıştır. Selçuklular, başkent Konya'nın yanısıra Alanya'yı ikinci bir başkent ve kışlık merkez olarak kullanarak imar faaliyetlerinde bulunmuşlardır. Alaaddin Keykubat döneminde şehir en parlak günlerini yaşar. Bugünkü kale, tersane ve hala ayakta duran yapıların birçoğu o dönemdendir.

1300 yılında Anadolu Selçukluları'nın dağılması sonucu şehir Karamanoğlu Beyliği'nin egemenliğine girer. Konya merkezli Karamanoğulları, 1427 yılında şehri 5 bin altın karşılığı Mısır Memluk Sultanlığı'na satar.

Nihayet Anadoluda birliğin sağlanması ve Osmanlı Beyliği'nin öne çıkması ile Alaiye, 1471 yılında Fatih Sultan Mehmet'in komutanlarından Gedik Ahmet Paşa tarafından Osmanlı Devleti topraklarına dahil edilir.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde Alaiye, önce Kıbrıs eyaletine bağlanır (1571), ardından Konya Vilayetinin sancağı yapılır (1864). 1868 yılında Antalya sancağına  bağlanan Alanya, nihayet 1871 yılında da Antalya'nın ilçesi yapılır. 1935 yılında kenti ziyaret eden Atatürk ise Alanya adını vermiştir.

 

GAZİPAŞA

Antalya'nın 180 km doğusunda 10 km uzunluğu, 7 km eninde Akdeniz kıyısında Gazipaşa Ovası üzerine kurulmuştur. Doğusunda İçel ili Anamur İlçesi, kuzeydoğusunda Karaman ili Ermenek ilçesi kuzeyinde Sarıveliler ilçesi ve batısında ise Alanya ilçesiyle komşudur. Güney sınırları teşkil eden Akdeniz sahiline paralel bir şeklilde yaklaşık 35 km içerde batıdan doğuya doğru uzanan Toroslarla çevrilidir. Yüzölçümü 931 km olup ilçe merkezi sahilden 3 km içerde yer almakta ise de yeni yerleşimler sahile kadar uzanmıştır.
İlçenin kıyı şeridi uzunluğu yaklaşık 50 km.dir. Denize girmek için çok uygun plajlara sahiptir. Kıyı şeridinin yarıya yakını kumsal olup diğer kısmı kayalıklardan oluşur fakat kayalıkların arasına gizlenmiş müthiş güzellikte koylar da denize girmek için ideal mekanlardır. İlçe merkezi ile deniz kıyısı arasında alçak tepeler yer almaktadır. Ovanın kuzeyinde dağlık plato bulunur. Nisan ve mayıs aylarında ilçe de bir saat arayla hem kayak yapma hem de denize girme imkânı vardır.
Kuzeyindeki kütle olan Torosların batı kıyı sıradağlarının adı Akçal Dağları adıyla bilinir ve en yüksek tepesi "Deliktaş" noktası 2253 m'dir. Alçak kısımlar ise kıyı boyunca uzanan alüvyal bir ova meydana getirmektedir. Alivüyol ovadan yüksek dağlık sahaya geçiş nispeten dik yamaçlarla olmaktadır. Güneyde Selinus harabelerinin bulunduğu tepenin ön kısımında yalıyarlar vardır. Kıyıda bulunan tepenin iki tarafında plajlar uzanır. Plajlar ince kalker kumlardan meydana gelmiştir. Yalıyarlar kalkerlerden oluşup yer yer 50-100 m yüksekliğe kadar ulaşmaktadır.
Toprakları kıyıda kızıl kestane renkli olup bu topraklar sebze, narenciye ve muz tarımına uygundur. İçerilere doğru kızıl renkli (Terrarossa) topraklar olup bu topraklarda da tahıl tarımı yapılır. Dağılık kesimlerde de hayvancılık ağırlık kazanmaya başlar.

Tarihçe
Gazipaşa'nın tarihine yaptığımız yolculuğun önemli bir kilometre taşı İ.Ö. 628 yıllarına götürüyor. Selinus adıyla tarihte iki kent vardı. Sicilya'da Yunanlı Megara-Hyblaia halkı tarafından kurulan Selinus ve Anadolu'nun güneyindeki Selinus. Kilikya Bölgesi'nde ve Hacımusa Çayı’nın ((Kestros) iki yakasında kurulmuş liman kenti, yani günümüzün Gazipaşa’sı. Kıbrıs, Mısır ve Akdeniz’deki diğer ticaret merkezleri ile ticaret yapılan liman kenti!
Hititler deniz kavimleri tarafından yıkılınca bölgede bir süre otorite boşluğu meydana gelmiştir.M.Ö. 8.YY Mısırda bulunan 26. sülalenin egemenliğine girmiştir.ANTİOCHEİA AD. KRAGUM(Nohutyeri) temelleri bu dönemde atılmıştır.7. YY ortalarından 4. YY a kadar Pers egemenliğine girmiştir.4. YY ın ortalarında ise Pers egemenliğine son veren büyük İskender (Mekadon Kralı)Alexander egemenliğine girdi.Büyük İskender ölünce onun valisi SELEVKOS’un egemenliğine girdi.Daha sonrada merkezi Adıyaman’da bulunan KOMAGENE krallığına bağlandı.Nohutyeri Komagene kralı 4. ANTİAKOS adına adanmıştır.
İ.Ö. 197'de Antiokhos döneminde Roma egemenliğine geçti. I. yy.'da doğu seferine çıkan Roma Kralı Trajanus (98-117) hastalanarak Selinus’a geliyor ancak iyileşemeyerek burada ölüyor.Yerine tahta geçecek olan Hadrianus, Selinus' a gelerek cenazeyi Roma' ya götürmüş, anısına da bir mezar yaptırmış. Bu nedenle de Selinus'un bir süre Trajanapolis adıyla anılıyor.
Klikya’nın batı sınırında kurulan ve kaderi yakın çevresindeki en önemli yerleşim olan Alanya’nın kaderine bağlı olarak gelişen Gazipaşa bölgeye hakim olan korsanlar dönemini yaşamış. (Diğer sayfalarımızda bu konuda ayrıntı bulacaksınız.) İ.Ö. 65 yılında, Romalı komutan Pompeius komutasındaki ordu bölgeyi korsanlardan temizledi ve Selinus da küçük bir Roma yerleşimi oldu.
 
İ.Ö. I. yy.’da başlayan Roma İmparatorluğu dönemi yörede 6. yy.'a kadar devam etti. Roma’nın Hıristiyanlık döneminde ise Seleukeia-Silifke Başpiskoposluğu'na bağlı piskoposluk merkezi oluyor.Roma gücünü kaybetmeye başlıyor ve 6. yy.'dan başlayarak Güney Akdeniz Bizans İmparatorluğu'nun egemenliğine giriyor.
Anadolu’da güçlenmeye başlayan ve büyük bir devlet haline gelerek Bizans topraklarının büyük bölümünde hakimiyet kuran Selçuklu döneminde Sultanı I. Alaiddin Keykubat (1220-1237) 1221 yılında Alanya, Gazipaşa çevresine de hakim oluyor.
Bu dönemde adı “Selinti” oluyor.Bu ad belki Selçuklulardan belki de Toroslardan kaynaklanıp şehir merkezinden geçerek denize karışan beş büyük çayın zaman zaman sel baskınına neden olmasından geliyor.Selçuklulardan sonraki Anadolu Beylikleri Dönemi’nde Antalya ve civarı Teke Beyliği’nde kalırken Gazipaşa (Selinti) ve doğusu ile kuzey kısımları merkezi Konya olan Karamanoğulları Beyliği hakimiyetindeydi.
Osmanlı Döneminde Fatih Sultan Mehmet'in Deniz Kuvvetleri Komutanı (Kaptan'ı Derya) Gedik Ahmet Paşa, 1470 yılında Alanya'yı, 1472 yılında ise Selinti (Gazipaşa), Anamur ve Silifke yöresini Karamanoğlu Beyliği'nden alarak Osmanlı hakimiyetine kattı.
Ünlü gezgin Evliya Çelebi Seyahatname’sinde; "18. yy.'da Selinti kazasının Mersin sınırları içerisinde Silifke Sancağı’na bağlı 26 köyü olan ve yıllık 80 akçe vergi veren bir kazadır. Deniz kenarında bakımlı cami ve evler ile yemyeşil dağlara sahiptir. Kıbrıs'a 70 mil uzaklıkta iskelesi vardır," diye yazıyor.
İstiklal Savaşı ve Cumhuriyet Dönemi
İstiklal Savaşı’nda Selinti (Gazipaşa) halkı Mustafa Kemal ve ulusal kurtuluşçu güçlerin tarafında yer alıyor. Torosların İçanadolu tarafına bakan tarafında bulunan Bozkır çevresinde başlayan Delibaş isyanları sırasında aşiret(Bizce toroslarda yaşayan Yörükler olmalı aşiret Yörükleri değil) Yörükleri isyanın bastırılmasında rol oynuyorlar.
Cumhuriyetten sonra, 21 Ekim 1922’de Bakanlar Kurulu Kararnamesi ile Gazipaşa ünvanı ile ilçe oluyor. Mustafa Kemal Paşa’nın ünvanı olan Gazipaşa adının ilçeye verilmesiyle yöre halkının İstiklal Savaşı sırasındaki yararlıkları da ödüllendirilmiş oluyor.
1926 yılında nüfusunun azlığı nedeniyle ilçeliği kaldırılıyor. Hacı Musa Çayı’nın doğusu Şansa Nahiyesi olarak Anamur’a, batısı ise Pazarcı Gazipaşa olarak Alanya’ya bağlanıyor.
Yeniden ilçe oluşu 1947 yılında 5071 sayılı Büyük Millet Meclisi kararı ile gerçekleşiyor ve Kaladran Çayı ile Anamur’dan ayrılıyor.
Gazipaşa mevcut durumuyla daha ziyade tarım toplumu görünümünde ise de 13 Eylül 1989 tarih ve 20281 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Bakanlar Kurulu kararıyla ( 89 / 14499 ) turizm bölgesi ilan edilmesi nedeniyle özellikle havaalanı ve yat limanı inşaatlarının başlamasıyla turizm sektörüne hızlı bir geçiş yapmaya başlamıştır. Halen 2 normal ticari otel, 2 adet turistik ( biri apart ) otel, Gazipaşa Belediyesi Deniz Tesisleri İşletmesi'ne ait bungalovlar ve 1 adet tatil sitesiyle yatak kapasitesi 600 ' e ulaşmış olup hızla otel ve motel inşaatları devam etmektedir.
Gazipaşa İlçesi ören yerleri itibariyle diğer yörelere göre oldukça zengin durumdadır. Ancak bunların tamamına yakının yol ve koruma hizmetleri yoktur veya yetersizdir.
Gazipaşa Akdeniz sahilinin Caretta Carette türü deniz kaplumbağalarının yumurtalarını bıraktığı 17 merkezden biridir.
Yalan Dünya Mağarası başta olmak üzere tarihi kale ve şehir kalıntıları, tertemiz deniz ve kumsalları, bol yeşil ve oksijenli yaylaları ,özetle bozulmamış doğasıyla turizm bakımından çok büyük bir potansiyele sahiptir.

 

ANAMUR

Kilikya'da eski çağlarda orduların ve ticaret kervanlarının başlıca geçit yollarının dışında kalan Anamur ve çevresi gerçekte çok değerli ve özgün bilgiler verecek niteliklere sahiptir.
Mersin iline bağlı Anamur, yurdumuzun 24 sayılı Karayolu üzerinde yer alır. Yüzölçümü 2005 km.'dir. Mersin iline 230, Silifke'ye 138, Bozyazı'ya 16, Gazipaşa'ya 79; Aydıncık'a 52 km, Alanya'ya 125 km. uzaklıktadır. Batısında Antalya iline bağlı Gazipaşa, kuzey doğusunda Gülnar, kuzeyinde Karaman iline bağlı Ermenek, doğusunda Bozyazı ilçeleri yer alır.
Türkiye'nin el değmemiş olma özelliği ile birlikte en uzun kıyı şeridine sahip olan ilçeden yavruvatan Kıbrıs'ın dağlarını da görebilirsiniz.
Tabiat ve Kültürel zenginlikleri bakımından oldukça zengin Anamur'da Köşekbükü Astım Mağarası'nı, Titiapolis Antik Kenti, Mamure Kalesi'ni, Alaköprü'yü, Anamuryum Antik Kenti'ni, Yaylalarını, Pullu Orman İçi Kamp Alanı'nı, Azıtepe'yi, Atatepe'yi, Akcami'yi, Sahillerini, İskele'yi, Toroslar'ı,Dibek Alabalık Çiftlikleri'ni ve Akdeniz'in en büyük yaylalarından biri olan Abanoz'u gezmenizi tavsiye ederiz. Bu kadar değil tabi ki de, dünyanın en uzun (ve hala sonuna ulaşılamayan) Çukurpınar düdeni de Anamur'da.
Çünkü buralarda yeryüzünün en kaliteli muz türü olan Anamur Muz'u yetiştirilmektedir. Kokusuyla, tadıyla bambaşka olan bir Muz türü. Hemen hemen her köşe başında ve tüm tezgahlarda Anamur Muzu bulabilirsiniz muhteşemliği ve düşük fiyatıyla. Anamur'un en değerli ve önemli geçim kaynağıdır muz. Yorulmak bilmeden çalışır insanlar Anadolu'nun her köşesine dünyanın en kaliteli muzunu ulaştırabilmek için alınterlerini toprağa akıtarak. Ülke ekonomisine de büyük ölçüde katkı sağlar Anamur tarımsal potansiyeli sayesinde.
Anamur tarım kenti olmasının yanında gelişen bir turizm şehridir. Yazlıklar, oteller, pansiyonlar, günlük kiralanan eşyalı evler, tümü şehrimize gelecek olan misafirlere hazırlar kendini.
Mersin İli'nin en uzak ve önemli turizm merkezilerinden biri olan Anamur'un deniz kıyısı uzunluğu, girinti, çıkıntıları hesaba katmaz isek Bozyazı sınırından başlayarak Anıtlıya(Kaledran) kadar 60 kilometredir. Anamur'un doğu ve batı kıyılarında dağlar yer yer denize dik inmektedir. Bundan dolayı çoğu yerde deniz derindir ve plajlara rastlamak bir hayli güçtür. Melleç, Anıtlı (kaledran) yerleşim yerlerinde doğal plajlar vardır. Anamur merkezde ise Pullu Orman İçi Milli Parkından başlayan ve Anamurim’a(Anamur Burnu) kadar devam eden 17 kilometre uzunluğunda bir sahil ve plaj mevcuttur. Plajın her yerinde denize girilebilinir.
Anamur plajlarında turizm için gerekli bütün tabii unsurlar bulunmaktadır. Ören plajı Anamur’un batısında yer alır. Plaj kumlu, çakıllı özelliktedir. Diğer kıyılara göre daha derindir. Kıyıdan 2-3 metre içerde deniz hemen derinleşmeye başlar. İlçenin önünde bulunan 17 kilometre uzunluğundaki doğal plajın oluşması Anamur’u çevreleyen Kuzey dağlarım(Torosların) denize paralel uzanması, dağlarla deniz arasında bir ova oluşumunu sağlamış, böylece Anamur plajları meydana gelmiştir.
Deniz, Türkiye’nin hiçbir sahilinde olmayan bir temizliktedir. Denize karışan hiçbir fabrika artığı yoktur. Kıyılar düzenlenmemiştir. İstenilen yerde denize girilebilinir. Plaj hizmetleri belirli merkezlerin önünde verilmektedir. Plajların niteliğinin yükseltilmesi ve temizliğin artırılması konusunda halkı bilinçlendirmede ve deniz kenarlarına duş hizmetleri sağlamda bölge belediyelerine görevler düşmektedir. Ören açıklarında ve Akdeniz kıyı şeridinde meydana gelen akıntılar da denizi temizler, kendi kendini filtre eder. Kocaçay da bu temizliğe katkıda bulunur.
Pullu plajı ve Kale civarındaki plajlarda güneşlenme ve yüzme için uygundur. Kale karşısında yer alan ve martıların yuvası durumunda bulunan Güvercin Adası iyi yüzücüler için bir yüzme hedefi konumundadır.
Anamur plajlarında ince kumlu ve çakıllı geniş sahil bandı hemen dikkat çeker. Dragon ile Çayağzı arasındaki cerenler mevkiindeki plajın bir diğer özelliği de denizin sığ olmasıdır.
Pullu kampı çadır kampına uygundur. Denizin, kumun ve ormanın birleştiği ender alanlardandır. Dragon parkında ise ağaçların altında hem denize girilebilir, hem de piknik yapabilir, WC, duş hizmetlerinden yararlanabilirsiniz.
İskele plajlarında yeme, içme ve barınma ihtiyacına cevap verebilecek çay bahçeleri, lokantalar, pansiyonlar ve oteller vardır.
Doğal plajlarla birlikte, güzel manzaralı koyların yanı sıra Nisan-Kasım aylarında iklimin ve deniz suyu sıcaklığının uygun olmasından deniz mevsimi devam edebilmektedir. Deniz mevsiminin bu kadar uzun süreli olması bölgenin turizm potansiyelini destekleyen özelliklerdendir.

Yaz aylarında Anamur insanı Toroslar üzerinde, Taşeli platosu üzerinde bulunan çeşitli yaylalara göç etmektedir. Yayla deyince Toroslar’ın 1000 metreden başlayan 1500- 2000 metreye kadar varan yüksek platoları, ağaçla, sularla kaplı serin, bol oksijenli zirveleri akla gelir.
Günümüzde yaylacılık belirli insanlar için hala geçim kapısı olamaya da devam etmektedir. Yaylada yetişen sebze ve meyveler, süt ürünleri, arıcılık, hayvan besiciliği, alış-veriş için kurulan yayla pazarları köylünün ve bölge insanın önemli geçim kaynakları arasındadır

Anamur Burnu; Paleozoyik (Birinci Zaman) Y. 570 - 225 milyon yıl öncesi kireç taşlarından oluşmuştur. Ovayı çeviren kıyı dağları poleozoikin perm ve karbonifer dönemlerinden oluşmuştur Dağların denize bakan kısımlarında Platolar oluşmuştur. Anamur'dan sonra Bozyazı ilçesini de içine alan bu geniş platonun suyunu Anamur'da Dragon "Arymagdus", Sultan Suyu, Bozyazı'da Sini çayı Kaledranda Anıtlı (kaladran) çayı denize boşaltır.

Anamur Hitit döneminden Kizuvatna krallığının etki alanındaydı. Bu krallık zaman zaman Hititlere bağlı duruma girmiştir. Yerleşme İ.Ö. 8. yüzyılda Asurluların egemenliğine geçti. 6. yüzyılda Anadoluya giren Perslerce denetim altına alındı. İ.Ö. 333'te ise Büyük İskender'in doğu seferi sırasında Makedonya Krallığına bağlandı. Bu dönemde Anemurion adıyla anılan kentin çevresi, çeşitli dönemlerdeki onarımlarla günümüze ulaşan ve kale görünümünü alan iç içe iki dizi surla çevriliydi. O dönemde Soloi'den Aspendos'a giden kıyı yolu Anemurion'dan geçmekteydi. Büyük İskender'in İ.Ö. 323'te ölümü üzerine kurulan devletlerden Selevkos'ların eline geçen yerleşme İ.Ö. I. yüzyılda Roma egemenliğine girdi. Roma İmparatoru Caligula doğu Akdeniz kıyısındaki kimi kıyı kentleriyle birlikte Anemurium'u da Kommagene krallığına verdi
Roma İmparatorluğunun ikiye bölünmesiyle Anamur ve yöresi Bizans'a geçti. (I.S. 395) Bizans döneminde Anadoluya yönelen Arap akınları Abbasi halifesi Mansur zamanında başladı. (8. y.y.) Bu tarihten sonra Anadolunun güneyindeki bir çok yöre gibi Anamur da Arap ve Bizans arasında bir kaç kez el değiştirdi. Selçuklu Türkleri Anamur kalesini ele geçirdikten sonra yöre Türk egemenliğine girer. Selçuklunun güçsüzleştiği dönemde Karamanoğullarının yönetimine giren kent 15. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı topraklarına dahil edildi.
Geçmişi Antik Çağlara uzanan Anamur İlçesinin adı, eski "ANEMORİUM" adından gelmektedir. Latince kökenli olan "ANEMORİUM" ismi "RÜZGARLI BURUN" anlamına gelmektedir. Bilinen tarihe göre Finikeliler, Hitit ve Asurlular'ın, daha sonra İranlıların, sonra da Romalıların eline geçmiştir. Romalılardan Bizanslılara geçen Anamur, Bizanslılar zamanında yeniden inşaa edilmiştir. Selçuklu Hükümdarı Alaaddin KEYKUBAT "ERTOKUŞ BEYİ" kıyı şehirlerinin alınmasına memur etmiş, o da 1228'de Anamur'u zaptetmiştir.Daha sonra Karamanoğullarının idaresine geçen Anamur, bilahire Osmanlı İmparatorluğu Birliğine katılmıştır. 1859 yılında Osmanlı İdare Teşkilatında Müdürlük, 1869 yılında ise Kaymakamlık olmuştur.
Anamur’a yerleşen Türk boyları Oğuzların YIVA boyuna mensupdurlar. II. Beyazit döneminde İç-il deki büyük kuruluşlardan birisi de YIVA oymağı idi. İç-il yivaları büyük ve küçük olmak üzere iki kola ayrılırlar. Bu dönemde YIVA boyuna mensup kırk köyün mevcut olduğu kayıtlarda geçer.
Anamur ve çevresinde Toros ilçelerinden inen dağların uç noktaları büyülü bir ortam yaratarak falez kayalıklarla bütünleşir. Denizden dağlara doğru çıkıldıkça sayısız yayla yerleşimine ulaşılır. İlkbaharda dağ zambaklarının yanında çok sayıda çiçeğin süslediği dağlar bir renk cümbüşü içinde sonsuz etki yaratırlar.
Nem oranının düşük olduğu bir dönemde Anamur'dan Kıbrıs'ın silüetini seyretmek sonsuz bir duygu yaratır.
Kış aylarında havanın uygun olduğu zamanlarda denize girdikten sonra "yayla"da kayak yapma olanağı elde edebilirsiniz.
Kalıntılarıyla eşsiz bir görünüm arz eden Anemurium da duru pınar temizliğindeki dünyanın en güzel denizinde yüzdükten sonra tarihi kalıntıların arasında Fransız deniz fenerine tırmanarak açık denizi seyredebilirsiniz.
Yüksek kesimlerde Sugözünden 5 m. genişliğinde dev bir pınar olarak ortaya çıkan sular Dragon çayı ile denize ulaşır. Gün batımında gizemli bir ışık yağmuruyla kıpkızıl olur.
Anamur ve Çevresindeki kumsallarda caretta-carettalar insanlar birlikte yaşarlar. Kaplumbağa populasyonunun yoğun olduğu kumsallarda yaklaşık 500 yuvadan 45.000 yavrunun yumurtadan çıkarak denize ulaştığı saptanmıştır.
Anamur'da çok sayıda temiz pansiyon ve otel mevcuttur, pansiyon ve oteller dışında daha çok sevenlerin tercih edecekleri orman ve denizin iç içe yer aldığı Pullu ve Dikilitaş orman kampinglerinde kalabilirsiniz.

Faydalı Bilgiler

Uçuş Bilgileri
Uçuş Bilgileri

Gazipaşa-Alanya Havalimanı’na gelen ve giden uçuşlarla ilgili gerçek zamanlı bilgiler

Otopark
Otopark

Güvenli bir park alanı için tercihiniz! Gazipaşa-Alanya Havalimanı’ndaki park ücretleri ile ilgili çekici online tekliflerden faydalanın

Alışveriş ve Yemek
Alışveriş ve Yemek

Alışveriş dünyamızdaki mağaza çeşitliliğine bir göz atın. Havalimanında, moda, elektronik, tasarım ve hediyelik eşyalarla ilgili pek çok mağaza bulacaksınız

Sıkça Sorulan Sorular

Hayır.
Bu konu ile alakalı detaylı bilgi için lütfen tıklayınız
Gümrük uygulamaları ile ilgili detaylı bilgileri www.ticaret.gov.tr adresinden öğrenebilirsiniz.
Hayır.
Vize ofisi Havalimanı Dış Hatlar Geliş kısmında Pasaport öncesinde bulunmaktadır. 24 saat esasına göre çalışmaktadır.

TAV Kayıp Eşya Ofisi

Telefon: (242) 582 71 26 – 7 / (242) 582 74 26 – 7

Hayır.
Her Havayolu şirketinin evcil hayvan prosedürü değişiklik göstermektedir. Konu ile ilgili mutlaka havayolu şirketinizden bilgi almanız gerekmektedir. Bir çok havayolu şirketi, kuş ve kemirgen tarzı hayvanları kabine kabul etmemektedir. Bu tarz hayvanlar uçağın kargo bölümüne kabul edilmektedir. Kabine kabul edilen evcil hayvanlarda da belirli bir sayı sınırı bulunmaktadır.
Yolcuların havalimanına uçuş saatinden 120 dakika (2 saat önce) gelmelerini tavsiye ederiz.